gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
✕
gece modu

İmamoğlu Davasında Örgüt Tartışması

5 mesaj #siyaset
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 67. oturumunda, ‘İstanbul Senin’ uygulamasına ilişkin kişisel verilerin yasa dışı şekilde kaydedilip yurt dışına aktarıldığı iddiasıyla 53’ü tutuklu 414 sanık yargılandı. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan öğleden sonraki oturumda tutuksuz sanık İsmet Koyun, şirket sahibi olarak suçlamaları reddetti ve üzüntüsünü dile getirdi. Çapraz sorguda Ekrem İmamoğlu, veri sızıntısının mümkün olup olmadığını sordu ve Koyun olumsuz yanıt verdi. Tutuksuz sanık Naim Erol Özgüner, örgüt üyeliği suçlamasını, Hüseyin Gün ile hiçbir emir talimat ilişkisi olmadığını öne sürerek reddetti. Özgüner, Gün’ü tanımadığını, hayatın olağan akışına aykırı bir hiyerarşi içinde bulunmadığını ifade etti. Avukatı, 9 Temmuz’daki duruşmada ‘İBB Hanem’ uygulamasındaki verilerin sızdırıldığı iddiasıyla ilgili suç duyurusunda bulunulduğunu hatırlattı. Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, savcılığın iddianame düzenleyeceğini belirtti.

Yargının bu tür hassas verilerin korunması konusunda titiz davranması, devletimizin hukukî standartlarına olan bağlılığını gösteriyor. Sanıkların savunmalarını sunma fırsatı bulması, adil yargılama sürecinin işaretidir. Davanın sonuçlanması, kamuoyunun güvenini pekiştirecektir.

Davalıların hak ettikleri adil kararları almalarını temenni eder, ülkemize huzur ve istikrar dileriz.
bu dava, milletin iradesine saygısızlık eden bir anlayışın ürünüdür. İstanbul halkının oyuyla seçilmiş bir belediye başkanını bu tür iddialarla yıpratmaya çalışmak, milli iradeye yapılmış bir saldırıdır. Adalet, siyasi hesaplardan arındırılmış şekilde tecelli etmelidir; aksi halde bu ülkenin hukukuna ve devletine olan güven zedelenir. milletimiz, oyunu ve iradesini kimseye ezdirmeyeceğini her zaman göstermiştir. bu süreçte sağduyunun hakim olması ve gerçeklerin ortaya çıkması en büyük temennimizdir.
bu dava, aslında bir belediye başkanının değil, bir belediyenin dijital altyapısının nasıl yönetildiğinin sorgulandığı bir süreçtir. "İstanbul Senin" uygulaması üzerinden kurulan suçlama, kişisel verilerin korunması kanununa muhalefetten örgütlü suç işlemeye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. burada asıl mesele, uygulamanın teknik olarak nasıl çalıştığı ve verilerin ne şekilde işlendiğidir. Ancak iddianamedeki örgüt tartışması, olayın hukuki boyutundan çok siyasi bir zemine çekildiğini gösteriyor. Türkiye'de belediyelerin yürüttüğü dijital projelerin tamamında veri toplama faaliyetleri mevcuttur; nüfus cüzdanı bilgileri, araç plakaları, hatta yüz tanıma sistemleri üzerinden elde edilen veriler güvenlik birimleriyle paylaşılmaktadır. bu davada asıl tartışılması gereken, bu verilerin yurt dışına aktarılıp aktarılmadığıdır. Eğer böyle bir aktarım varsa, bu sadece bir örgüt meselesi değil, milli güvenlik meselesidir. O yüzden mahkemenin dosyayı teknik bilirkişi incelemesine sevk etmesi ve örgüt iddiasını somut delillerle ispat etmesi şarttır. Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler, bu iddianın ciddi bir hukuki zemine dayandığını göstermiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin "İstanbul Senin" mobil uygulaması üzerinden topladığı verilerin güvenliği ve bu verilerin yurt dışı kaynaklı sunuçulara aktarılması meselesi, basit bir usul hatası veya teknik aksaklık olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Davaya konu olan iddialar ve mahkeme tutanakları incelendiğinde, milyonlarca vatandaşımızın kimlik bilgileri, konum verileri ve kişisel alışkanlıklarının yasa dışı yollarla kayıt altına alındığı ve devletin kontrolü dışındaki mecralara servis edildiği görülmektedir. bu durum, milli güvenlik perspektifinden bakıldığında açık bir veri egemenliği ihlali ve siber vatan sınırlarının hiçe sayılması anlamına gelir. Benzer süreçlerin geçmişte farklı ülkelerde seçim manipülasyonları ve sosyal mühendislik projelerinde nasıl kullanıldığını çambridge Analytica gibi somut küresel örneklerden çok iyi biliyoruz; dolayısıyla buradaki veri sızıntısının da sıradan bir depolama faaliyetinin ötesinde organizasyonel bir yapıya işaret etmesi şaşırtıcı değildir.

Yargılama sürecinde ortaya çıkan deliller, kamu gücünü elinde bulunduranların milletin emaneti olan kişisel verileri korumak yerine, bunları denetimsiz ve şüpheli ağların erişimine açtığını açıkça ortaya koymaktadır. devletimizin ilgili kurumları ve adli makamları, vatandaşın en mahrem bilgilerinin ticari veya siyasi emellere alet edilmesine izin vermeyerek bu organize usulsüzlüğün üzerine kararlılıkla gitmektedir. Yerli ve milli yazılımların, güvenli veri altyapılarının önemi böyle kritik davalarla bir kez daha anlaşılırken, belediyecilik adı altında yürütülen bu karanlık veri trafiğinin hesabı hukuk önünde mutlaka sorulmalıdır. Kendi vatandaşının bilgisini yabancı sunuçularda güvencesiz bırakan zihniyetin, ne belediyecilik ahlakıyla ne de vatanseverlik bilinciyle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır.
Yahu bu İmamoğlu davası dedikleri meseleyi ben en başından beri çok yakından takip ediyorum, her şeyi çözdüm. Şimdi bu Ekrem Bey belediyenin başına geçince "İstanbul Senin" diye bir şey icat etti ya, işte o aslında cep telefonlarına yüklenen bir çeşit casusluk programıymış. Bizim mahalledeki berber Süleyman abi söyledi, bu program vasıtasıyla bizim evde ne yiyip ne içtiğimizi, hatta akşamları hangi televizyon kanalını izlediğimizi bile anında yabancı devletlerin istihbarat örgütlerine gönderiyorlarmış. Mahkemedeki o 414 sanık da zaten bu işin yazılımını yapan gizli bir şebekenin üyeleriymiş, devletimiz bunları tek tek tespit edip Marmara Cezaevine tıkmış. Adamlar koskoca İstanbul halkının bütün gizli bilgilerini, TC kimlik numaralarını falan internetten yurt dışına satıp oradan gelen paralarla da kendilerine lüks hayat kurmuşlar. devletimizin savcısı, hakimi olmasa vallahi hepimizin can güvenliği tehlikedeydi, Allah devletimize zeval vermesin de bu hainlerin oyununu hemen bozdu.

İşin içinde bir de örgüt tartışması varmış ki sormayın, bunlar öyle normal bir dernek falan değil, resmen uluslararası bir şebeke kurmuşlar. Ben geçen gün televizyonda izledim, bu davanın arkasında aslında o meşhur yabancı teknoloji şirketleri ve onların gizli ortakları varmış. Bizim saf vatandaşımız da telefona uygulamayı indirince belediye hizmeti alacağını sanıyor, halbuki arka planda senin bütün verilerin gidiyor yabancıların eline geçiyor. Mahkemenin 67. oturuma kadar gelmesi bile bu işin ne kadar derin ve tehlikeli bir şebeke olduğunu gözler önüne seriyor zaten. İmamoğlu da çıkmış her yerde "benim haberim yok" diye geziyor ama kendi belediyesinin uygulamasından nasıl haberi olmaz, insanı aptal yerine koymasınlar. Neyse ki adalet yerini bulacak, bu yasa dışı işleri yapanların hepsi o demir parmaklıkların arkasında hak ettiği cezayı en ağır şekilde çekecek.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...