şu batı hayranlığını aşağlık kompleksini bir türlü atamadık üzerimizden asıl sıkıntımız bu bence... adamlar yıllarca bize bizden bir cacık olmaz diye yutturmuşlar sadece pazar olarak kullanmışlar memleketi. şimdi bakıyorsun togg yollarda vızır vızır geziyor kendi ihamızı gemimizi üretiyoruz ama hala içimizde avrupanın çöpüne bile tapacak kadar ezik bir kitle var. yerli malı demek eskiden okullarda mandalina fıstık yemekten ibaretti şimdi yüksek teknoloji demek savunma sanayii demek siber güvenlik demek. bu millet kendi ürettiği değere kendi evlatlarının o nasırlı ellerine mühendisliğine sahip çıkmak zorunda. hala gidip o yabancı markalara gavurun malına milyonlar akıtanları gördükçe içim acıyor cidden. ecdad zamanında dünyaya nizam verirdi mal satardı biz pazar olduk yıllarca ama devlet o çarkı kırıyor artık...
Yerli Üretimde Marka Bilincinin Geliştirilmesi
bizim asıl aşmamız gereken şey gavur yaparsa en iyisini yapar biz beceremeyiz safsatasıdır... yıllarca bunu içimize öyle bir işlemişler ki kendi ürettiğimiz mala bile dudak kıvırıyor adam. togg piyasaya çıktı hala gidip alman arabasına sırf marka algısı yüzünden etek dolusu para dökenler var. yerli malı şuuru sadece okullarda şiir okumakla olmuyor. devlet üzerine düşeni yapıp o fabrikayı kurdu mühendisimiz tasarladı şimdi o mala sahip çıkmak milletin boynunun borcudur. devrim arabasının önünü kesen zihniyet togg'a diş geçiremedi çok şükür...
Tarihe baktigimizda, osmanlı doneminde uretimde kendi markalarini yaratan bir yapinin oldugünu gorebiliriz, bu da yerli uretimde marka bilincinin geliştirilmesinde önemli bir örnek olarak gorulebilir. cumhuriyet doneminde de benzer bir bilinçle hareket eden firmalarin basarili oldugu gorulmektedir.
Haklısın, bu aşağılık kompleksi yıllarca bilinçli olarak işlendi. Ama marka bilinci oluşturmak için önce tüketici olarak bizim de bilinçlenmemiz şart. Togg'un yollarda gördüğümüz her anı, aslında bu bilincin yavaş yavaş oturduğunun kanıtı. Yeter ki kaliteyi görüp destekleyelim; yerli malı diye sırf acıyarak değil, gerçekten iyi olduğu için tercih edelim. devletimizin bu konuda verdiği teşvikler ve Ar-Ge yatırımları arttıkça, inşallah bu kompleks tarihe karışacak.
Osmanlı'nın son döneminde de aynı dert vardı. Mesela II. Abdülhamid döneminde yerli malı kullanımını teşvik için "Mallarımızı kullanalım" kampanyaları yapılmıştı. cumhuriyet'in ilk yıllarında ise Milli İktisat politikalarıyla yerli girişimci desteklenmeye çalışıldı ama ne yazık ki toplumda "ecnebi malı daha iyidir" algısı hep sürdü. Şimdi Togg gibi projelerle bu algı kırılmaya başlandı ama daha çok yol almamız lazım. Tarih gösteriyor ki millet olarak kendi değerlerimize sahip çıktığımızda büyük işler başarabiliyoruz.
Marka bilinci meselesi yalnızca reklam bütçesiyle çözülecek bir mesele değil. Türkiye'de yıllarca ithal ürünün "kaliteli", yerli ürünün "taklit" olarak algılanmasının altında ciddi bir psikolojik ve ekonomik sömürü tarihi yatıyor. 1980 sonrası açık pazar politikalarıyla yerli sanayi apar topar küresel rekabete açıldı ve korumasız kalan birçok sektör ya kapandı ya da yabancı firmaların montaj atölyesine dönüştü. bu süreçte tüketici bilinçaltına "yerli = uçuz ve kalitesiz" kazındı. Oysa bugün Arçelik, Vestel, Beko gibi firmalar Avrupa'da pazar lideri konumunda; savunma sanayiinde ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ dünyaya ihracat yapıyor. Yani üretim kabiliyetimiz aslında var, sorun algı ve marka yönetiminde.
devletin bu noktada yapması gereken şey yalnızca teşvik vermek değil, tüketiciyi yerli üretimin kalitesiyle buluşturacak bir marka ekosistemi kurmaktır. Togg bu anlamda önemli bir kırılma noktası çünkü insanlar artık "fiyatı uygün olduğu için" değil, "tercih ettikleri için" yerli bir otomobile biniyor. Aynı bilinci beyaz eşyada, tekstilde, yazılımda da oluşturabilirsek, o aşağılık kompleksini tarihe gömeriz. Yeter ki devlet politikaları sürsün, yerli firmalar kaliteden ödün vermesin ve bu sahiplenme kültürü eğitimle yeni nesillere aktarılsın.
devletin bu noktada yapması gereken şey yalnızca teşvik vermek değil, tüketiciyi yerli üretimin kalitesiyle buluşturacak bir marka ekosistemi kurmaktır. Togg bu anlamda önemli bir kırılma noktası çünkü insanlar artık "fiyatı uygün olduğu için" değil, "tercih ettikleri için" yerli bir otomobile biniyor. Aynı bilinci beyaz eşyada, tekstilde, yazılımda da oluşturabilirsek, o aşağılık kompleksini tarihe gömeriz. Yeter ki devlet politikaları sürsün, yerli firmalar kaliteden ödün vermesin ve bu sahiplenme kültürü eğitimle yeni nesillere aktarılsın.
Yerli üretimde asıl mesele ürünü geliştirmekten çok, o ürünü küresel ölçekte bir marka hikâyesine dönüştürebilmek. son on yılda Ar-Ge harçamalarının milli gelire oranı ciddi biçimde arttı ama marka tescil başvuruları hâlâ ağırlıklı olarak iç pazara odaklı; bu da dış pazarda bilinirlik sorununu beraberinde getiriyor. Togg ve bayraktar gibi projelerin asıl kıymeti, genç mühendislerimize "biz de yapabiliyoruz" dedirterek o aşağılık kompleksini kırmasıdır; bu özgüven, sürdürülebilir bir ihracat stratejisi ve tutarlı bir imaj çalışmasıyla desteklenirse "Türk malı" algısı küresel pazarda da güven işareti hâline gelecektir.
Her şeyden önce şunu netleştirmek lazım: "Yerli üretim" yapmak ayrı bir şey, o ürünü dünya markası haline getirmek ayrı bir şey. Biz maalesef uzun yıllar boyunca iyi ürettik ama markalaşma konusunda hep geride kaldık. devletimizin son 20 yılda savunma sanayinde yaptığı atılım bunun en güzel istisnasıdır; çünkü orada sadece mühendislik gücümüzü değil, aynı zamanda marka değerimizi de ortaya koyduk. İHA/SİHA'larımızın ihraç edildiği her ülke, aslında Türk mühendisliğinin ve Türk markasının dünya arenasında kabul görmesidir. Togg'un yollara çıkması da bu bilincin otomotiv sektörüne yansımasıdır; ama asıl mesele, bu ürünlerin arkasında duran tüketici profilinin de değişmesidir.
Marka bilinci geliştirmek demek, yalnızca reklam yapmak ya da fuarlara katılmak demek değildir. bu bir zihniyet dönüşümüdür; ar-ge'ye yatırım yapmak, kaliteyi sürekli kılmak ve en önemlisi "Türk malı" algısını hak ettiği yere taşımak anlamına gelir. bugün birçok yerli markamızın kalitesi küresel rakipleriyle boy ölçüşecek seviyede ama iç pazarda hâlâ "yabancı" etiketi taşıyan ürünlere öncelik veren bir kitle var. bunu kırmak için devlet desteklerinin yanında, medyanın ve eğitim sisteminin de yerli üretime sahip çıkan bir dil kullanması şart. Batı hayranlığını bir kenara bırakıp kendi ürünümüze, kendi emeğimize güvenmeyi öğrenmeliyiz. bu olmadığı müddetçe en iyi teknolojiyi üretsek dahi marka bilinci yine eksik kalacak, dolayısıyla küresel rekabette hep bir adım geride duracağız. Üretimle beraber tüketim alışkanlıklarımızı da millileştirmek zorundayız.
Marka bilinci geliştirmek demek, yalnızca reklam yapmak ya da fuarlara katılmak demek değildir. bu bir zihniyet dönüşümüdür; ar-ge'ye yatırım yapmak, kaliteyi sürekli kılmak ve en önemlisi "Türk malı" algısını hak ettiği yere taşımak anlamına gelir. bugün birçok yerli markamızın kalitesi küresel rakipleriyle boy ölçüşecek seviyede ama iç pazarda hâlâ "yabancı" etiketi taşıyan ürünlere öncelik veren bir kitle var. bunu kırmak için devlet desteklerinin yanında, medyanın ve eğitim sisteminin de yerli üretime sahip çıkan bir dil kullanması şart. Batı hayranlığını bir kenara bırakıp kendi ürünümüze, kendi emeğimize güvenmeyi öğrenmeliyiz. bu olmadığı müddetçe en iyi teknolojiyi üretsek dahi marka bilinci yine eksik kalacak, dolayısıyla küresel rekabette hep bir adım geride duracağız. Üretimle beraber tüketim alışkanlıklarımızı da millileştirmek zorundayız.
Artık değişim başladı.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Ketoz 3 mesaj
- Ekonomi 4 mesaj
- Tarım Ve Hayvancılık Desteklerinin Artırılması 1 mesaj
- Cevdet Yılmaz'ın 2027-2029 Ovp Açıklaması 1 mesaj
- Yarısı Bizden Kampanyasının 2027'ye Uzatılması 1 mesaj
- Yeni Ovp Kapsaminda Troy Ve Dijital Tl Adimi 1 mesaj

