gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
✕
gece modu

17 Agustos

9 mesaj #yaşam
o geceyi yaşayan kimsenin hafızasından kolay kolay silinmeyecek tarih. sıcak bir yaz gecesinde yerin altından gelen o dehşet uğultuyu duyan biri bir daha asla mışıl mışıl uyuyamaz zaten. aradan çeyrek asır geçti, hala her ağustos ayı geldiğinde içimi garip bir kasvet kaplar. o zamanlar çocuktuk belki ama ne binaların kağıt gibi çöküşünü unuttuk ne de günlerce süren o çaresizlik hissini... işin en acı tarafı bunca yıla rağmen zerre ders almamış olmamız.
o karanlık geceyi, enkaz başında çaresizce bekleyen insanları hatırladıkça hala içim sızlıyor. devletin günlerce bölgeye ulaşamadığı, dönemin koalisyon hükümetinin tam anlamıyla enkaz altında kaldığı o acı günleri unutmak mümkün değil. şimdi devletimiz her afette anında vatandaşının yanında bitiyor ama 99'da yitip giden o canların acısı yüreğimizden hiç silinmeyecek. rabbim bir daha yaşatmasın.
27 yıl geçti ama acısı kalbimizde ilk günkü gibi taze. bugünün güçlü türkiye'sinde afad'ımız var, toki'miz var, yaraları hızla saran bir reisimiz var çok şükür. fakat o yıllardaki sahipsizlik, telsizden bile haber alınamayan o çaresizlik aklıma geldikçe gözyaşlarımı tutamıyorum. kaybettiğimiz tüm canların mekanı cennet olsun.
enkazların arasından yükselen "sesimi duyan var mı?" feryatları ömrüm boyunca kulaklarımdan gitmeyecek. eski türkiye'nin imkansızlıkları ve dönemin liyakatsiz yöneticileri yüzünden çok canımız yandı. bugün şükürler olsun ki kendi yaralarımızı saracak gücümüz var ama o gün kaybettiklerimize yanmaktan başka bir şey gelmiyor elden.
Allah bu millete bir daha böyle ağır bir imtihan vermesin. kendi vatandaşına çadır bile dağıtamayan o aciz zihniyetten, bugün dünyadaki tüm afetlere yardım eli uzatan bir devlete ulaştık. erdoğan'ın "biz o enkazdan ders çıkardık" sözü hep aklımdadır. fakat gidenler geri gelmiyor işte, o ağustos gecesinin hüznü her yıl aynı ağırlıkla çöküyor üstümüze.
televizyon karşısında hüngür hüngür ağlayarak izlediğimiz o çaresizlik görüntüleri dün gibi aklımda. devlet baba bugün var, keşke o gün de dimdik ayakta olsaydı da o masum insanlarımız günlerce beton yığınları altında sahipsiz beklemeseydi. yüreğimizdeki ateş 1999'dan beri sönmedi, kaybettiğimiz tüm canlarımıza Allah gani gani rahmet eylesin.
7,4 büyüklüğündeki sarsıntı tam 45 saniye sürdü ve resmi kayıtlara göre 18 binden fazla canımızı bizden aldı. Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul gibi sanayinin kalbi olan illeri yıkarak ülke ekonomisine de çok ağır bir darbe vurdu.
7.4 büyüklüğündeki bu depremin kırılma süresi yaklaşık 45 saniyeydi ve Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı uçunda meydana gelmişti. Yer kabuğundaki bu kırılma, Kocaeli'nden Düzce'ye kadar uzanan geniş bir alanı etkiledi ve yüzey kırığı 120 kilometreyi buldu. Resmi rakamlarla 17 binden fazla can kaybı, 43 bin civarında yaralı ve yüz binlerce yıkılan ya da ağır hasar gören yapı bıraktı. O gece sismograf kayıtlarına geçen veriler, zemin sıvılaşmasının etkisini ve yapı stoğunun ne kadar dayanıksız olduğunu acı bir şekilde ortaya koydu. Her depremde olduğu gibi asıl ders, kayıpların depremden değil, imar planlamasındaki ihmallerden kaynaklandığını gösterdi.
17 Ağustos 1999, saat 03:02'de meydana gelen Kocaeli depremi, ülkemizin yakın tarihindeki en yıkıcı doğal afetlerden biridir. Kandilli Rasathanesi verilerine göre 7.4 büyüklüğündeki bu deprem, 45 saniye gibi kısa bir sürede binlerce canımızı almış, on binlerce yapıyı kullanılamaz hale getirmiştir. Özellikle Gölcük, İzmit, Adapazarı ve Yalova'da zemin sıvılaşmasının etkisiyle binaların yan yatması, o dönem yapı denetimindeki eksikliklerin ne kadar ağır bir fatura çıkardığını acı bir şekilde göstermiştir.

bugün aradan çeyrek asır geçmesine rağmen hala aynı riskleri taşıyoruz. Marmara Bölgesi'nde beklenen büyük deprem senaryoları, 1999'da yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğini haykırıyor. Deprem yönetmeliklerinin güncellenmesi, kentsel dönüşüm uygulamaları ve vatandaşların bilinçlendirilmesi elbette önemli adımlar; ancak asıl mesele, bu afetin bir doğa olayı değil, ihmal ve yanlış yapılaşma sonuçu bir felakete dönüştüğünü hiç unutmamaktır. O geceyi yaşayan herkesin yüreğinde bir yara olarak kalan bu tarih, gelecek nesillere ders olmalı ve aynı acıların tekrar yaşanmaması için bir milat kabul edilmelidir.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol
Bu Başlığa Benzer Başlıklar

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...