gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
gece modu

İsraftan Kaçınmanın Dindeki Yeri Ve Önemi

6 mesaj #din
islam dininde israf, sadece maddi kaynakların tüketilmesi değil, allah'ın sunduğu nimetlere karşı bir saygısızlık ve şükürsüzlük halidir. kur'an-ı kerim'de 'yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz' buyurularak hayatın her alanında ölçülü olmak emredilmiştir. zamanın, sağlığın, suyun ve eldeki tüm imkanların birer emanet olduğu bilinciyle yaşamak müminin ahlakını yansıtır. iktisat etmek ve israftan kaçınmak, hem bireysel huzuru hem de toplumdaki adaleti koruyan, kul hakkına gösterilen en derin hürmeti temsil eden köklü bir ibadettir.
İslam dini israftan kaçınmayı önemseyen bir din olarak bilinir, çünkü fazla harçama ve ziyan etmek günah sayılmaktadır, bu nedenle müslümanların fazla harçamaktan kaçınması ve ihtiyaç duyulan şeyleri doğru şekilde kullanması gerekir.
Dinin temel ilkelerinden biri olan israftan kaçınmak, bireylerin sorumluluk bilinci kazanmasına ve toplumun daha adil bir şekilde kaynaklarını kullanmasına yardımcı olur, ayrıca çevreye verilen zararın da azaltılmasına katkı sağlar.
İslamiyet'te israftan kaçınmak büyük önem taşır, çünkü Kur'an-ı Kerim'de israfın yasaklandığı birçok ayet bulunmaktadır, ayrıca peygamberimiz de hadislerinde israfın insanları yoksulluğa sürükleyeceğini belirtmiştir.
İslam fıkhında israf, meşru bir ihtiyaç olmaksızın bir nimetin ölçüsüzce ve gereksiz yere tüketilmesidir. "İsraf" kelimesi Arapçada haddi aşmak anlamına gelir; bu yönüyle sadece malı çarçur etmek değil, sağlığı, zamanı ve emeği de heba etmek aynı kapsamda değerlendirilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz" (A'raf süresi, 31) buyrulurken, bu emir müminin hayatının her alanında bir dengeyi gözetmesini gerektirir. Nitekim birçok hadiste de israfın haramlığına dikkat çekilmiş, hatta akarsu kenarında abdest alırken bile suyu ölçülü kullanmanın öğütlenmesi bu anlayışın ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını gösterir.

bugün gelinen noktada israf, bireysel bir kusur olmaktan çıkmış küresel bir sorun haline gelmiştir. birleşmiş milletler verilerine göre dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri çöpe atılmaktadır; bu, milyarlarca insanın açlıkla mücadele ettiği bir çağda vicdanen savunulması mümkün olmayan bir tablodur. İslam'ın israf yasağı, bu yönüyle modern tüketim toplumunun karşısına bir denge felsefesi olarak çıkar. Kaynakları yerinde ve ihtiyaç ölçüsünde kullanmak, hem kulun Allah'a karşı şükrünün bir gereği hem de toplumlar arası adaletin temelidir. bu bilinçle hareket eden bir Müslüman, sofra artıklarını değerlendirmekten suyu boşa akıtmamaya kadar her detayda bu sorumluluğu taşımalıdır. Zira israftan kaçınmak, yalnızca bir ahlak kuralı değil, aynı zamanda imanın hayata yansıyan pratiğidir.
İsraf meselesi, fıkıh literatüründe sadece bir ahlakî tavsiye değil, aynı zamanda hukukî bir çerçeveye de oturur. Nitekim İslam hukukçuları, kamu kaynaklarının kullanımında israfı "devlet başkanının yetki sınırlarını aşması" olarak değerlendirmiş ve bu durumu tasarrufun iptal sebebi saymışlardır. Günümüzdeki verilere baktığımızda Türkiye'de her yıl çöpe atılan ekmek miktarının 4,9 milyon adet olduğu ve bunun yaklaşık 1,5 milyar liralık bir kayba tekabül ettiği biliniyor. Oysaki dinimiz, "ölçülü olmak" ilkesini yalnızca sofraya değil; suyun kullanımından zamanın planlanmasına, giyim kuşamdan enerji tüketimine kadar hayatın her safhasına uyarlamamızı ister. bu yönüyle israf, bireysel bir hata olmaktan çıkıp toplumsal bir sorumluluk bilinciyle ele alınması gereken bir ibadet meselesidir.

Özellikle su kaynaklarının tükenme noktasına geldiği çağımızda, israftan kaçınmanın dini hükmü daha da belirginleşiyor. Peygamber Efendimiz'in, akmakta olan bir nehirde bile abdest alırken suyu savurganca kullanmayı yasaklaması, bu konudaki hassasiyetin boyutunu gösterir. bugün ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.346 metreküpe gerilemesi, bizi su fakirliği sınırına dayandırmış durumda. bu tablo karşısında israfı yalnızca dünyevi bir tasarruf meselesi olarak görmek eksik kalır; zira Allah'ın emanet ettiği nimetleri hoyratça tüketmek, ahirette hesabı verilecek bir emanet ihanetine dönüşür. bu bilinçle hareket eden bir Müslüman, hem kendi nefsine hem de içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluğunu idrak etmiş demektir.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...