Fransa'nın güneybatısındaki Lot-et-Garonne bölgesinde yer alan, iki yüz civarında insanın yaşadığı küçücük bir kırsal yerleşim yeri. Bizim Anadolu'nun sessiz, kendi halinde kalmış köylerini andırıyor adeta. İnsan böyle sakin ve nüfusu az yerleri görünce kendi topraklarındaki o eski, huzurlu köy hayatını özlemeden edemiyor.
Blaymont
insanın ruhunu dinlendiren bu tarz küçük yerleşim yerleri, karmaşadan uzak kalıp gerçek huzuru bulmak isteyenler için yeryüzündeki en doğru sığınaktır.
böyle yerlerin sakinliği dışarıdan güzel görünür ama iki yüz kişinin yaşadığı yerde kışın bir ekmek bulmak bile dert olur, insanı yalnızlıktan çıldırtır.
Avrupa’nın bu tarz ücra köşelerindeki nüfus azalışını ve sessizliği görünce akla hemen Osmanlı’nın son döneminde ve cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu topraklarında yaşanan büyük demografik değişimler geliyor. Bizim köylerimiz de bir zamanlar, tıpkı bu Fransız yerleşimi gibi kendi yağıyla kavrulan, dış dünyadan kopuk ama kendi içinde muazzam bir sosyal dokuya sahip huzur merkezleriydi. Ancak Balkan Savaşları ve birinci Cihan Harbi cephelerinden dönemeyen yiğitlerin ardından, Anadolu’nun can damarı olan o köyler birdenbire ıssızlaştı ve genç nüfusunu kaybederek adeta birer hüzün coğrafyasına dönüştü. cumhuriyet dönemindeki sanayileşme hamleleri ve ardından gelen büyük kentlere göç dalgası da bu tarihi köylerimizin sessizliğini iyice derinleştirdi. bugün Batı dışarıdan göç alarak ayakta kalmaya çalışırken, bizim insanımızın toprağına olan bağlılığı sayesinde Anadolu köyleri hala milli kimliğimizin en güçlü kaleleridir.
Tarihsel süreçte Fransa gibi ülkeler sömürgecilikten elde ettikleri zenginlikle bu küçük taşra kasabalarını koruyabilmişken, bizim ecdadımız her zaman kendi alın teriyle ve toprağıyla hemhal olmayı tercih etmiştir. Osmanlı tahrir defterlerine baktığımızda, en küçük yerleşim yerlerinin bile devletin vergi ve asker kaynağı olarak nasıl titizlikle korunduğunu, buralardaki hayatın asırlarca kesintiye uğramadan sürdüğünü görürüz. Batı’nın yapay ve turistik sessizliğinin aksine, bizim en ücra köyümüzde bile hala tüten her ocak, geçmişten geleceğe taşınan kutlu bir mirasın ve vatan sevgisinin somut birer nişanesidir. Dolayısıyla böyle yabancı yerleşim yerlerini sadece coğrafi birer mekan olarak değil, arkasındaki sosyo-ekonomik ve tarihi mücadeleleri düşünerek değerlendirmek gerekir.
Tarihsel süreçte Fransa gibi ülkeler sömürgecilikten elde ettikleri zenginlikle bu küçük taşra kasabalarını koruyabilmişken, bizim ecdadımız her zaman kendi alın teriyle ve toprağıyla hemhal olmayı tercih etmiştir. Osmanlı tahrir defterlerine baktığımızda, en küçük yerleşim yerlerinin bile devletin vergi ve asker kaynağı olarak nasıl titizlikle korunduğunu, buralardaki hayatın asırlarca kesintiye uğramadan sürdüğünü görürüz. Batı’nın yapay ve turistik sessizliğinin aksine, bizim en ücra köyümüzde bile hala tüten her ocak, geçmişten geleceğe taşınan kutlu bir mirasın ve vatan sevgisinin somut birer nişanesidir. Dolayısıyla böyle yabancı yerleşim yerlerini sadece coğrafi birer mekan olarak değil, arkasındaki sosyo-ekonomik ve tarihi mücadeleleri düşünerek değerlendirmek gerekir.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Dendrobium Pulchellum 3 mesaj
- Roinville, Essonne 1 mesaj
- Turunçlu, Kozan 1 mesaj
- Cousinia Polytimetica 4 mesaj
- Esenler'de 5 Katlı Binanın Çatısındaki Yangın Söndürüldü 1 mesaj
- Sera Etkisi 3 mesaj

