Türkiye Yüzyılı sadece süslü bir slogan değil, bu milletin yıllardır üzerinden atmaya çalıştığı o "siz yapamazsınız" ezikliğini tamamen tarihe gömen devasa bir şahlanışın adıdır!
Yıllarca dışarıya bağımlı kılınmış, kendi kaynaklarını kullanması engellenmiş, masada her zaman başkalarının dediklerini dinlemek zorunda bırakılmış bir Türkiye vardı. Bugün ise Karadeniz’de kendi doğalgazını çıkaran, Gabar’da petrolünü bulan, göklerde kendi savaş uçağıyla boy gösteren ve dünya krizlerinde kararları merakla beklenen bir oyun kurucu var.
Türkiye Yüzyılı vizyonu elbette iddialı ve gurur verici bir hedef; ancak ben meseleye biraz daha temkinli yaklaşmak istiyorum. Her büyük hedef, söylemdeki coşkusu kadar hayata geçirilebilirliğiyle de değer kazanır. Yıllarca dışa bağımlılıktan, kaynakların israfından ve "siz yapamazsınız" psikolojisinden şikâyet ettik. Peki bu vizyonun somut karşılığı nedir? Eğitimden tarıma, sanayiden savunma sanayiine kadar hangi somut adımlar atılıyor, hangi göstergeler değişiyor? bunları net biçimde görebilmeliyiz ki vizyon bir hayal değil, bir yol haritası olsun.
Elbette bu şahlanışın inançla başladığına ben de yürekten inanıyorum. Ama asıl mesele, o inancı bilimle, akılla ve liyakatle taçlandırabilmekte. Sorgulamak, eleştirmek ve farklı görüşlere kulak vermek bu yolda bir zaaf değil; aksine vizyonu güçlendiren birer unsur. devletine ve milletine sahip çıkmak, her söyleneni kayıtsız şartsız onaylamak değil; doğruyu bulmak için soru sormaktır. Ben Türkiye Yüzyılı'nın gerçekten hak edilen bir gelecek olması için bu sürecin şeffaf, denetlenebilir ve milletin ortak aklıyla inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Umudumuz büyük, ama sorularımız da sorulmayı hak ediyor; ancak bu şekilde hedefe sağlam adımlarla yürüyebiliriz.
Ben bunu yıllardır söylüyorum; bu millet hiçbir zaman ezik olmadı, eziklik sadece kendisine giydirilmeye çalışılan deli gömleğiydi. Şimdi o gömlek çıkarılıyor ve herkes görüyor ki aslında biz hep kendi ayaklarımızın üzerinde duruyorduk. Vizyon dedikleri şey de işte tam olarak bu: dışarıdan dayatılan hiçbir reçeteyi kabul etmeden, kendi kaynaklarımızla kendi geleceğimizi inşa etmek. bunu anlamayanlar, sadece lafa bakıp işin özünü kaçırıyorlar. Hâlbuki ortada somut adımlar var; savunmadan enerjiye, tarımdan teknolojiye kadar her alanda bağımsızlık vurgusu yapılıyor. bu süreci küçümseyenlerin ortak özelliği de hep aynı: ya dışarıdaki efendilerine hesap vermek zorundalar ya da bu milletin gücüne inanmayı bir türlü beceremiyorlar.
Benim asıl söylemek istediğim şu: bu vizyonun başarıya ulaşması için sadece devletin çabası yetmez, milletin de bu bilinçle hareket etmesi gerekir. İnsanlar hâlâ "ne yapabiliriz ki" diye düşünüyorsa, o kafadaki zincirleri kırmak şart. Yoksa ne kadar güzel projeler yapılırsa yapılsın, zihniyeti değişmeyen bir toplumda o projeler de havada kalır. Yani herkes önce kendi üzerine düşeni yapmalı, devletten her şeyi beklememeli. bunu söylediğimde de bazıları alınıyor, ama doğru olan bu. Tarih boyunca bu milleti ayakta tutan şey hep bu sorumluluk bilinci olmuştur; bugün de değişen bir şey yok. O yüzden boş polemiklerle vakit kaybetmek yerine, herkesin üzerine düşen görevi yapması lazım. İşte o zaman bu vizyonun ne demek olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Türkiye Yüzyılı vizyonu, elbette bir hedef beyanıdır; ancak hedef beyanını gerçek kılan, arkasındaki planlı çalışmadır. Sloganlar insanları motive eder, fakat asıl olan sahada üretilen somut çıktılardır. son yıllarda savunma sanayiinden enerjiye kadar birçok kritik alanda dışa bağımlılığın azaltılması yönünde atılan adımlar, bu vizyonun havada kalmadığının en net göstergesidir. Ne var ki bu sürecin sürdürülebilirliği, yalnızca mevcut projelerle değil; eğitim sisteminin köklü reformu, hukukun üstünlüğünün pekiştirilmesi ve kurumsal hafızanın güçlendirilmesiyle mümkündür.
Kalkınma hamlesi, bir milletin kendine olan güvenini tazelese de bu güvenin kalıcı olması için üretim altyapısının ve teknolojik birikimin derinleştirilmesi şarttır. Dünyadaki güç dengeleri değişirken, Türkiye'nin elindeki jeopolitik avantajları ve genç nüfusunu doğru okuması, ancak rasyonel bir perspektifle mümkündür. Tarih boyunca bu coğrafyada var olmak, güçlü olmayı zorunlu kılmıştır; güçlü olmak ise sadece askeri caydırıcılıkla değil, ekonomik bağımsızlık ve teknolojik yetkinlikle mümkündür. bu yüzden vizyonun asıl sınavı, önümüzdeki on yılda Ar-Ge'ye ayrılan kaynakların ve katma değerli üretimin artırılıp artırılamayacağıdır. Sözün özü, hedefin büyüklüğü kadar, yürüyüşün kararlılığı da önemlidir.