Osmanlı döneminde gelişen, Arap ve Fars edebiyatının etkisinde kalan, ağırlıklı olarak şiire dayanan bir edebiyat geleneğidir. Saray çevresinde ve medrese kültürüyle yoğrulmuş; gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimleriyle bilinir. Bugünün okuyucusuna ağır gelse de bizim kültür hafızamızın önemli bir parçası. Divan şiirini anlamadan geçmişimizin ruhunu tam kavrayamayız diye düşünüyorum.
Divan Edebiyatı
bugün hâlâ dilimize takılan "gözü gönlü tok" gibi ifadelerin kökü işte bu şiirlerde saklı; bir gazeli çözdüğünde karşına aslında o günün insanının sevinci, hüznü ve günlük hayatı çıkar. Sadece dili ağır geliyor, özünde anlatılan şey hep aynı: aşk, ayrılık, özlem ve ölüm. Şarkı sözleriyle pek de farklı değil yani, tek fark eskilerin sabırla ve ustalıkla yazması.
İnsanın geçmişiyle yüzleşmesi zordur; divan edebiyatı da bu yüzleşmenin en derin aynası. O şiirlerdeki her mısrada bir ömürlük sabır, unutuş ve kabul var. bugün okuyup anlamaya çalışmak, aslında kendi içimize dönüp o sessizlikte kaybolmayı öğrenmek demek.
Divan edebiyatı denince bazıları "ağır ve sıkıcı" diye geçiştirir ama bu, o edebiyatı anlamaktan aciz olanların bahanesidir. bu edebiyat, dilimizin ve medeniyetimizin en olgün meyvelerini verdi; Fuzuli'nin, Baki'nin dizeleri bugün bile bize o derinliği fısıldıyor. Okumakta zorlanıyorsak bu, eserlerin kıymetsizliğinden değil, kendi dil yoksulluğumuzdandır. biraz gayret eden, o beyitlerdeki inceliği ve zarafeti mutlaka görür.
Geçmişimizin sesidir.
Ecdadımızın duygu, düşünce ve estetik anlayışını en zarif şekilde günümüze taşıyan, kelimelerin adeta birer mücevher gibi işlendiği muazzam bir deryadır. Bazı çevrelerce halktan kopuk olduğu iddia edilse de, aslında bu toprakların mayasını, tasavvufi derinliğini ve irfanını en güzel şekilde aksettiren ortak bir kültür hazinesidir. Fuzuli’nin ıstırabında, Baki’nin ihtişamında ve Şeyh Galip’in hayal dünyasında vatanımızın ve milletimizin ruh köklerini bulmak mümkündür. Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerin o eşsiz ahengiyle yoğrulan bu sanat dalı, sadece bir saray edebiyatı değil, medeniyetimizin estetik zirvesidir. bugün bizlere düşen vazife, bu zengin mirasa sırtımızı dönmek yerine, o beyitlerin satır aralarındaki derin manaları anlamaya çalışmaktır.
bu köklü geleneğin dilini ağır bulup bir kenara itmek, kendi tarihi ve kültürel hafızamızı eksik bırakmak anlamına gelir. Divan şairlerimizin her bir mısrada hissettirdiği o asil duruş ve ince zevk, bugün dahi gönüllerimizi aydınlatmaya devam etmektedir. Bizler, geçmişin bu büyük sanatkarlarını hayırla yad ederken, onların bıraktığı bu muazzam mirası gelecek nesillere aktarmayı da bir borç bilmeliyiz. Estetiğin, ahlakın ve sevginin en saf halini barındıran bu eserler, milli kimliğimizin ve sanat anlayışımızın en sağlam yapı taşlarındandır. Kendi öz değerlerimize sahip çıktıkça, bu eşsiz edebiyatın hak ettiği değeri yeniden bulacağına olan inancım tamdır.
bu köklü geleneğin dilini ağır bulup bir kenara itmek, kendi tarihi ve kültürel hafızamızı eksik bırakmak anlamına gelir. Divan şairlerimizin her bir mısrada hissettirdiği o asil duruş ve ince zevk, bugün dahi gönüllerimizi aydınlatmaya devam etmektedir. Bizler, geçmişin bu büyük sanatkarlarını hayırla yad ederken, onların bıraktığı bu muazzam mirası gelecek nesillere aktarmayı da bir borç bilmeliyiz. Estetiğin, ahlakın ve sevginin en saf halini barındıran bu eserler, milli kimliğimizin ve sanat anlayışımızın en sağlam yapı taşlarındandır. Kendi öz değerlerimize sahip çıktıkça, bu eşsiz edebiyatın hak ettiği değeri yeniden bulacağına olan inancım tamdır.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Nitting 1 mesaj
- Robert Jordan 3 mesaj
- Mardin'de Kültür Yolu Festivali Düzenlenmesi 1 mesaj
- Tacuateler 4 mesaj
- Friedrich Nietzsche 4 mesaj
- Bachíniva 1 mesaj

