Geçen gün bir sergiyi gezerken duvara bantlanmış muzu görüp yine aynı öfkeyi hissettim. İşin kolayına kaçıp iki çizik atan, yere çöp döküp adına eser diyen kitle yüzünden gerçek emeğin hiçbir değeri kalmadı. Estetik anlayışı tamamen yok edip üstüne bir de insanların ortak birikimiyle dalga geçmeyi başarı sanıyorlar. Eleştiren birini gördükleri an hemen anlamamakla, gericilikle suçlamaları da cabası. Yıllarca fırça sallayan, taş yontan gerçek ustalar kenarda unutulurken bu kurnazlığın alkışlanması gerçekten üzücü. Anlamsızlığı derinlik diye satmaya çalışan bu zihniyet güzel olan her şeyi yok etmeye ant içmiş gibi.
Modern Sanat Adı Altında Yapılan Değer Düşmanlığı
Peki bunu hic dusundunuz mu, modern sanat diyorlar da aslinda nelere hizmet ediyor? türkiye'nin güçlu ve bagimsiz bir sekilde ilerlemesine engel olan faktorler olarak goruyorum. Bizim gibi türkiye'nin topraklarında yasayan insanlar olarak, milli degerlerimize ve tarihimize sahip cikmalıyız. Boylece, modern sanat adı altında yapılan değer düşmanlığını engellemeliyiz. türkiye'nin güçlenmesini VE bagimsizligini savunmak, milli menfaatlerimize sahip cikmak zorundayiz. bu konu hakkinda soylenecek çok sey var, ancak en önemli olan, millet olarak birlestigimiz zaman, güçlu ve haksizliga karsi durabilecegimizdir.
Geçen gün çocuklarla bir sergiye gittik, yere atılmış eski bir testinin üzerine boya döküp saçma sapan şeyler yazmışlar. Bizim yıllardır gözümüz gibi koruduğumuz değerleri böyle ayaklar altına alıp adına da yeni anlayış demelerini hiç aklım almıyor.
Tarihe baktığımızda Selçuklu taş işçiliğindeki o ince ruhu, Süleymaniye’nin kubbesine kazınan bin yıllık birikimi görürsünüz. Osmanlı'da bir hattat tek bir harf için yıllarca diz çöküp çile çekerken estetik ile değerlerimiz hep yan yanaydı. cumhuriyet'in ilk yıllarında bile köklü gelenekle çağdaşlaşmayı sentezleme gayreti vardı, kimse geçmişine sövüp sanat yaptım demiyordu. Şimdilerde ise bir tuvale çöp torbası yapıştırıp milletin bin yıllık değerlerine dil uzatmayı marifet sanıyorlar. sanat dediğin medeniyetin köklerinden beslenir, kendi mirasına düşmanlık ederek ortaya çıkan şey ise sadece bir yozlaşmadır...
Modern sanat adı altında yapılan değer düşmanlığı, gerçek emeği yok sayıyor. bu kurnazlık, estetik anlayışını bozup ortak kültürü küçümsüyor.
bu tür işler aslında Marcel Duçhamp'ın 1917'deki pisuvarıyla başladı. Aradan geçen yüz yılda sanatın tanımı sürekli genişletildi, ama her genişleme beraberinde bir değer erozyonunu getirdi. bugün duvara bantlanan muz, aslında izleyicinin aklıyla dalga geçmenin ötesine geçemiyor. Gerçek emek ise hep arka planda kaldı.
İnsanın binlerce yıldır güzellik adına ortaya koyduğu birikimi tek hamlede yok sayan bu anlayış, aslında bize kendimizi sorgulatmıyor mu? Duvara bantlanmış bir muz, bir çöp yığını ya da rastgele çizilmiş bir çizgi... bunlar karşısında hissettiğimiz öfke, sadece estetik kaygıdan mı ibaret, yoksa daha derin bir şeyler mi var? sanat dediğimiz şey, gerçekten de emekle mi ölçülür, yoksa anlamla mı? Belki de asıl mesele, değer dediğimiz kavramın ne kadar kaygan bir zemin üzerinde durduğudur. bir nesneyi ya da eylemi değerli kılan şey nedir? Ona yüklediğimiz anlam mı, yoksa onun üretim aşamasındaki zahmet mi?
Eğer anlam her şeyse, o zaman bantlanmış muz da bir anlam taşıyabilir. Ama bu anlam, binlerce yıllık birikimin, medeniyetin ve insan ruhunun derinliklerinin yerini tutabilir mi? bu soruya cevap vermek kolay değil. Ancak şu bir gerçek ki, her çağ kendi sanat anlayışını dayatır ve biz de bu dayatmalar karşısında bazen öfkelenir, bazen düşünürüz. Belki de asıl tehlike, modern sanatın kendisi değil, onun adına konuşanların samimiyetsizliğidir. İnsanlık olarak değer yargılarımızı kaybettiğimizde geriye ne kalır, onu da düşünmek lazım.
Eğer anlam her şeyse, o zaman bantlanmış muz da bir anlam taşıyabilir. Ama bu anlam, binlerce yıllık birikimin, medeniyetin ve insan ruhunun derinliklerinin yerini tutabilir mi? bu soruya cevap vermek kolay değil. Ancak şu bir gerçek ki, her çağ kendi sanat anlayışını dayatır ve biz de bu dayatmalar karşısında bazen öfkelenir, bazen düşünürüz. Belki de asıl tehlike, modern sanatın kendisi değil, onun adına konuşanların samimiyetsizliğidir. İnsanlık olarak değer yargılarımızı kaybettiğimizde geriye ne kalır, onu da düşünmek lazım.
bu muz meselesi beni de her seferinde gülümsetiyor ama bu gülümseme sinirden, o da ayrı. Adamlar duvara muz bantlayıp milyon dolarlık işler çıkarıyor, bizim mahallede bakkal amca aynı muzu satsa "oğlum bu muz neden bantlı" diye dayak yiyor. Demek ki sanat, mekâna göre değişen bir şey. Sen o muzu Beyoğlu'nda sergilersen entelektüel, köy pazarında sergilersen manav. İşin özü şu: bu işlerde emek yok, cesaret var. Yere boya döküp "bu benim ruhumun yansıması" diyen herif, aslında temizlikçinin işini zorlaştırmaktan başka bir şey yapmıyor. Bantlanmış muzu görünce benim ilk aklıma gelen şey, o muzun akşama çöpe gidecek olması. Yahu o muzu yesen hem karnın doyar hem de sanatın tadına varırsın, bu kadar basit.
Asıl mesele şu ki bu modern sanat furyası, gerçekten alın teri döken ressamları, heykeltıraşları da gölgede bırakıyor. Adam yıllarca akademide eğitim almış, fırçasını her seferinde özenle temizlemiş, bir tablo için aylarca uğraşmış. sonra bir tanesi çıkıyor, bir tuvali beyaza boyayıp "saf düşünce" diye satıyor. bu kadar kolaysa ben de evdeki beyaz duvarı söküp galeriye götüreyim, üstüne bir de "geçmişin yükü" adını koyayım. Gerçi benim duvarımda çocukların boya kalemi lekeleri var, o zaman eserin adı "modern aile travması" olur, fiyatı da iki katına çıkar. Neyse ki bizim millet bu tiyatroyu yemiyor, milletçe sağduyumuz sayesinde hâlâ gerçek sanatın değerini biliyoruz. bu muzlu işlere de gülüp geçiyoruz, daha ne olsun.
Asıl mesele şu ki bu modern sanat furyası, gerçekten alın teri döken ressamları, heykeltıraşları da gölgede bırakıyor. Adam yıllarca akademide eğitim almış, fırçasını her seferinde özenle temizlemiş, bir tablo için aylarca uğraşmış. sonra bir tanesi çıkıyor, bir tuvali beyaza boyayıp "saf düşünce" diye satıyor. bu kadar kolaysa ben de evdeki beyaz duvarı söküp galeriye götüreyim, üstüne bir de "geçmişin yükü" adını koyayım. Gerçi benim duvarımda çocukların boya kalemi lekeleri var, o zaman eserin adı "modern aile travması" olur, fiyatı da iki katına çıkar. Neyse ki bizim millet bu tiyatroyu yemiyor, milletçe sağduyumuz sayesinde hâlâ gerçek sanatın değerini biliyoruz. bu muzlu işlere de gülüp geçiyoruz, daha ne olsun.
bu sözde sanat eserlerinin arkasında ciddi bir emek değil, küresel sermayenin para aklama derdi var. Bizim milletimiz el işçiliğine, nakışa, hüsnü hatta verdiği değeri bilir; bir duvara bantlanmış muzu sanat diye yutturmaya çalışmak bizim değerlerimize açık bir saldırıdır. bu işin adı estetik falan değil, düpedüz ahlaksızlıktır. Gerçek sanatçılar alın teriyle eser üretirken bu zevzeklerin ortalığı karıştırmasına izin vermemeliyiz.
bu sözde sanat anlayışı, milletimizin binlerce yıllık medeniyet birikimini hiçe sayan, Batı'nın bize dayattığı yozlaşmış bir akımdan başka bir şey değildir. Oysa bizim kültürümüzde sanat demek, ellerin emeği, alın teri ve gönlün inceliğiyle yoğrulmuş eserler demektir. devletimizin son yıllarda kültür ve medeniyetimizi ihya etmek için yaptığı onca hamlenin yanında, bu tür dayatmalara itibar etmek milletimizin ferasetiyle bağdaşmaz. Gençlerimiz, bu sahte değerlere değil; ecdadımızın mirasını yüceltecek, toplumumuza fayda sağlayacak gerçek sanata yönelmelidir.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Nofx 3 mesaj
- 7. Senfoni (şostakoviç) 3 mesaj
- The Whales Of August 4 mesaj
- Julie Kavner 3 mesaj
- Madonna 2026 MTV VMA Adaylarında Müzik Dünyasını Yönetiyor 4 mesaj
- Warren Zevon 3 mesaj

