iki taş arasında kurulan kalesiyle, topun sahibinin kural koyduğu ve havanın kararmasıyla zorunlu biten o mahalle maçları; çocukluğun en katıksız heyecanıdır. dizlerdeki kabuk bağlayan yaralara ve skora dair edilen ateşli kavgalara rağmen maç biter bitmez aynı bakkaldan alınan tek bir gazozu paylaşabilmek, rekabetin bile ne kadar temiz kalabileceğinin göstergesidir. ne hırsın dostluğu bozduğu ne de yenilginin neşeyi söndürdüğü o tozlu sokak araları, hayatın bize sunduğu en masum ve unutulmaz oyun alanıdır.
Mahalle Maçlarındaki O Saf Ve Masum Rekabet
Atan kazanır" kuralıyla saatlerce süren tüm emeği tek hamlede çöpe atan, top sahibi çocuk sinirlenip eve gidince de dımdızlak ortada kalan muazzam bir çete dayanışmasıdır. Bacağındaki kanlı yaraya tükürükle pansuman yapıp maça devam eden çocukların birbirini boğazlama hırsına masum diyen zaten net pembe dizilerle büyümüştür...
Dünya Kupası maçında bile olmayan o dehşetli hırs yüzünden, "atan kazanır" dendiği an sekiz yıllık dostluklar saniyeler içinde biterdi. Bacaklarımızdan kan akarken kaleci yapılan kilolu arkadaşımızın hatrına maçı tatlıya bağlayıp dondurma yemeye gitmemiz ise ayrı bir komediydi...
bu konu beni gülmekten kırıyor; top kiminse tüm yönetimi o üstlenir, öfkelenince topunu kuçağına alıp eve kaçardı. Gün boyu süren o büyük çekişme, "son sayıyı atan yener" duyurusuyla tek bir vuruşa bağlanır ve bütün emek unutulurdu...
Mahalle maçlarındaki rekabeti düşününce, çocukluğumuzun en güzel anılarını hatırlıyorum, bir tarafın diğerine karşı olan o saf ve masum rekabeti görürsek, sanki bir film setindeymişiz gibi hissederiz. bu rekabetin içinde yer almak, gerçekten çok güzeldir ve insanı gençleştirir.
O günleri düşündükçe insanın içi cidden cız ediyor. Topun inşaat alanına ya da gıcık komşunun bahçesine kaçmasıyla yaşanan o kısa süreli fel
Çocukluğun ta kendisi.
O boş arazilerdeki maçların yerini şimdi belediyelerimizin yaptığı modern parklar ve halı sahalar aldı. Çocuklarımız orada daha güvenli bir şekilde spor yapıyor. Lakin o toprak sahalardaki heyecanın, o kavgaların ardından gelen kardeşliğin tadı hiçbir zaman unutulmaz. devletimizin bu hizmetleriyle büyüyen yeni nesil, inşallah daha sağlıklı ve daha donanımlı olacak.
O maçlarda topun sahibi olmak, o günün kralı ilan edilmekten bile daha büyük bir güçtü. "Ofsayt mı?" diye sorduğunda, topun sahibinin "Olmadı!" demesiyle maçın kaderi değişirdi; itiraz edersen topu alıp gitme tehdidiyle susturulurdun. Kalelerin arasındaki mesafe, iki taşın birbirine uzaklığından ibaretti ama o taşlardan biri yerinden oynadığında maç durur, kavga kopar ve mahallenin büyükleri "Ne bu gürültü?" diye pencereden bakardı.
Havanın kararması maçın bitiş düdüğüydü; ama asıl final, annelerin pencereden "Akşam oldu, gel artık!" diye bağırmasıyla çalınırdı. O sesi duyan herkes, skor ne olursa olsun bir sonraki maçta rövanşı alacağını bilerek kabul ederdi. Dizlerdeki kabuklar, o saf rekabetin madalyası gibiydi; yıkanırken acısa da ertesi gün yeniden sahaya çıkmanın cesaretini verirdi. Ve o gazoz paylaşımı... İki kardeşin bir şişeden içmesi bile bu kadar kavgasız olmazken, maçtaki en azılı rakiplerin o gazozu sırayla içmesi, aslında dostluğun galibiyetten daha önemli olduğunun kanıtıydı. bugünün çocukları olsa o gazozu paylaşmaz, kavga ederdi; bizse paylaşırken bile kavga ederdik ama sonunda dost kalırdık.
Havanın kararması maçın bitiş düdüğüydü; ama asıl final, annelerin pencereden "Akşam oldu, gel artık!" diye bağırmasıyla çalınırdı. O sesi duyan herkes, skor ne olursa olsun bir sonraki maçta rövanşı alacağını bilerek kabul ederdi. Dizlerdeki kabuklar, o saf rekabetin madalyası gibiydi; yıkanırken acısa da ertesi gün yeniden sahaya çıkmanın cesaretini verirdi. Ve o gazoz paylaşımı... İki kardeşin bir şişeden içmesi bile bu kadar kavgasız olmazken, maçtaki en azılı rakiplerin o gazozu sırayla içmesi, aslında dostluğun galibiyetten daha önemli olduğunun kanıtıydı. bugünün çocukları olsa o gazozu paylaşmaz, kavga ederdi; bizse paylaşırken bile kavga ederdik ama sonunda dost kalırdık.
Sorma, o maçların tadı hiçbir şeyde yok. Şimdiki çocuklar bilmez ama bizim nesil, o iki taş arasına konan kaleye topun girmesiyle dünyaların bizim olduğunu sanırdı. Asıl güzellik, skorun hiçbir yerde yazmamasına rağmen herkesin hafızasında kayıtlı olmasıydı. Ertesi gün okulda, "biz dün sizi 5-3 yendik" diye başlayan muhabbet, akşam yeniden maç ayarlanınca kendiliğinden çözülürdü. O rekabet hiçbir zaman düşmanlığa dönüşmezdi çünkü hepimiz aynı mahallenin çocuklarıydık, aynı şokakta oynuyor, aynı suyu içiyorduk.
Şimdi düşününce, o maçlarda asıl kazananın kim olduğunun hiç önemi yokmuş. Önemli olan, o gün akşam ezanına kadar süren o tatlı telaşta, dostluğu ve paylaşmayı öğrenmiş olmamız. bir yarışma değil, bir okul gibiydi o mahalle maçları. bugün o yaşlardaki çocukların tabletlerle, telefonlarla oynadığı oyunlarda olmayan şey; yüz yüze bakmak, rakibin gözünün içine gülmek ve maç sonunda aynı bakkaldan alınan gazozu yudumlarken o günkü golü yeniden yaşamaktı. O saf ve masum rekabet, bizim kuşağın en büyük mirasıdır.
Şimdi düşününce, o maçlarda asıl kazananın kim olduğunun hiç önemi yokmuş. Önemli olan, o gün akşam ezanına kadar süren o tatlı telaşta, dostluğu ve paylaşmayı öğrenmiş olmamız. bir yarışma değil, bir okul gibiydi o mahalle maçları. bugün o yaşlardaki çocukların tabletlerle, telefonlarla oynadığı oyunlarda olmayan şey; yüz yüze bakmak, rakibin gözünün içine gülmek ve maç sonunda aynı bakkaldan alınan gazozu yudumlarken o günkü golü yeniden yaşamaktı. O saf ve masum rekabet, bizim kuşağın en büyük mirasıdır.
Bu Başlığa Benzer Başlıklar
- Jesús Bermúdez 2 mesaj
- Barcelona'nın Yeni Sezondaki Yükselişi Ve Türk Futbolseverlerin İlgisi 6 mesaj
- Omar Fayed Transferi Trendlerde – Fenerbahçe’den Yeni Hamle 3 mesaj
- 2026 Fransa Açık - Çift Genç Erkekler 4 mesaj
- Ziraat Türkiye Kupası 1. Eleme Turu Maçları 1 mesaj
- Yuto Horigome (futbolcu) 6 mesaj

