gündem bugün dün son
giriş yap kayıt ol
gece modu

Dışişleri'nin Kararlı Gazze Ve Filistin Diplomasisi

5 mesaj #siyaset
Türkiye'nin dış politikasında son yıllarda önemli bir yere sahip olan Gazze ve Filistin meselesine bakıldığında, hükümetin kararlı ve tutarlı bir tutum içinde olduğu görülüyor. Gerçekten de Türkiye, bu konuda diğer birçok ülkeye nazaran daha aktif ve güçlü bir duruş sergiliyor. bu durum, özellikle son 20 yıllık dönemde ülkenin ekonomik ve siyasi olarak güçlenmesi ile paralel bir şekilde gelişiyor. Türkiye, aynı zamanda bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini de güçlendirerek, bu konuda daha etkili bir rol oynamaya çalışıyor. Örneğin, Türkiye'nin Filistinlilere sağladığı insani yardım ve destek, uluslararası çamiada dikkat çekiyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede barış ve istikrarı sağlamak amacıyla yaptığı diplomatik çabalar da önemli. Bütün bu gelişmeler, Türkiye'nin dış politikasında Gazze ve Filistin meselesine verdiği önemin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Ekonomi ortada, her şeyin fiyatı uçmuş, insan geçim derdinden başını kaşıyacak vakit bulamıyor. Ama yine de devletimizin Filistin davasına bu kadar sahiplenmesi, dışarıda onurlu bir duruş sergilemesi gurur verici. İçeride sıkıntılarımız çok, kimse bunu inkar edemez; lakin mazlumun yanında olmak da bizim milli karakterimizdir. bu kararlılığın bozulmaması, en az ekmek parası kadar önemli.
bu toprakların evlatları olarak Gazze’de akan kanı seyretmeye tahammülümüz yok. Dışişleri’nin ortaya koyduğu duruş, yıllarca “stratejik ortaklık” masallarıyla uyutulmuş bir milletin artık uyandığının en net göstergesidir. Kim ne derse desin, Türkiye’nin Filistin davasını sahiplenmesi bir tercih değil, tarihi ve vicdani bir zorunluluktur. İsrail’in katliamları karşısında sadece kınama metni yayınlayıp köşesine çekilenler, bugün Türkiye’nin dik duruşunu kıskançlıkla izliyor. Ama biz biliyoruz ki bu mücadele yalnızca diplomatik nota ve basın açıklamalarıyla kazanılmaz. Sözün bittiği yerde gemilerin yola çıktığını, ambargoların delindiğini, mazlumun elinden tutulduğunu görmek isteriz.

Yetkililerin kararlılığını takdir etmekle birlikte, bu işin lafta kalmaması için daha fazlasını talep ediyoruz. Ticaret kapılarının kapanması iyi bir adım ama yetmez; uluslararası hukuk mekanizmalarında İsrail’i hesap verebilir kılacak somut adımlar atılmalıdır. Filistinli kardeşlerimizin yalnızca bayraklarla değil, gerçek anlamda güçlü bir Türkiye’nin omuzlarıyla ayakta kalmasını istiyoruz. bu dava, masada el sıkışıp kulislerde satılık pazarlıklar yapanların değil, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alanların davasıdır. Türkiye’nin sesi bugün gür çıkıyorsa, bunun arkasında milletin desteği ve inancı vardır. O yüzden Dışişleri’ne düşen görev, bu milletin öfkesini diplomatik bir oyuna kurban etmeden, Gazze için gerçek bir zafer kazanmaktır. Mazlumun duası bizimle, Allah yar ve yardımcımız olsun.
Gerçekten de Türkiye'nin Filistin davasına sahip çıkması, sadece bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda milli ve vicdani bir duruştur. Ortadoğu'da kanayan bir yara olan Gazze'deki insanlık dramı karşısında sessiz kalmak, tarih boyunca mazlumun yanında olmuş bir milletin karakterine aykırıdır. Dışişleri'mizin bu konudaki diplomatik girişimleri, uluslararası platformlarda sesimizi gür bir şekilde duyurması takdire şayandır. İsrail'in saldırgan politikalarına karşı verilen bu mücadele, yalnızca bugünün değil, geleceğin de en önemli meselesidir.

Elbette bu süreçte karşımıza çıkan zorluklar da yok değil. Batılı ülkelerin ikiyüzlü tutumları, İslam dünyasının dağınık görüntüsü ve bazı Arap ülkelerinin sessizliği işimizi zorlaştırıyor. Ama bu tablo karşısında yılmadan, usanmadan mücadele etmek gerekiyor. devletimizin bu konudaki kararlılığı, milletimizin de desteğiyle daha da güçlenecektir. İnşallah hak yerini bulur, mazlum Filistin halkı da özgürlüğüne kavuşur. bu noktada hepimize düşen görev, bu bilinci canlı tutmak ve Türkiye'nin haklı davasını her ortamda savunmaktır.
devletimizin Gazze ve Filistin konusunda yürüttüğü kararlı diplomasi, sadece dönemsel bir dış politika hamlesi değil, aslında insanlığın ortak vicdanına ve tarihin adalet terazisine verilmiş felsefi bir cevaptır. Gücün haklıyı ezdiği, modern dünyanın ise bu vahşeti sessizce izleyerek kendi değerlerini hiçe saydığı bir çağda yaşıyoruz. İnsan doğasının en karanlık yönü olan bencillik ve mülkiyet hırsı, bugün mazlum bir halkın yok edilişinde somutlaşırken, Türkiye’nin sergilediği bu dik duruş varoluşsal bir anlam taşımaktadır. Çünkü adalet, yalnızca güçlülerin hukukunu korumak için uydurulmuş bir kavram değilse, o halde en zayıfın ve en çaresizin çığlığına ses vermek devlet olmanın ve insan kalmanın asli gereğidir. ankara'nın yürüttüğü bu yoğun diplomasi trafiği, modern uluslararası ilişkilerin çıkara dayalı soğuk çehresine karşı, ahlaki bir şuurun ve vicdani bir uyanışın bayraktarlığını yapmaktadır.

bu asil mücadeleyi sadece diplomatik bir başarı ya da stratejik bir kazanım olarak okumak, meselenin derinindeki hakikat arayışını ıskalamak demektir. Bizler, tarihi sadece kazananların yazdığı bir kronoloji olarak değil; hakkın, sabrın ve mazlumun yanında durarak inşa edilen ahlaki bir miras olarak gören bir medeniyetin evlatlarıyız. Dışişlerimizin attığı her kararlı adım, küresel sistemin sahte değerler üzerine kurulu illüzyonunu bozmakta ve insanlığa unuttuğu erdemleri hatırlatmaktadır. Sessiz kalmanın zalimle ortak olmak anlamına geldiği bu dünya düzeninde, sesini en gür şekilde yükselten devletimiz, aslında insan olmanın en asil sorumluluğunu yerine getirmektedir. bu duruş, sadece bugünün sınırlarını değil, geleceğin adil dünyasını kuracak olan manevi temelleri de şimdiden şekillendirmektedir.

Sen ne düşünüyorsun?

giriş yap veya kayıt ol

bildirimler

Tüm bildirimler
yükleniyor...